Bugun...


Mahmut Akıncı

facebook-paylas
NEYİZ?
Tarih: 24-12-2018 12:12:00 Güncelleme: 09-01-2019 08:16:00


1- Gerçek Demokrasilerde:
İsyana veya iç savaşa teşvik etmeyen,
Ülke ve halkının güvenliği tehdit etmeyen,
Düşman ülkelerin yararına olan veya ülkenin dış ülkeler nezdinde zarara uğratmayan,
Birine veya bir gruba karşı şiddete yönelik çağrılar içermeyen,
Toplumun ahlaki ve inançsal unsurlarını zedeleyici olmayan,
Toplumsal veya bireysel bazda hakaret içermeyen… gibi fiziksel ve sözlü eylemlerin tamamı her alanda meşrudur!
Geçim derdi minimal seviyededir ve devlet geçim derdi olanlara, sosyal devlet bilinciyle ve devlet olanaklarının gücü yettiğince yardım eder. Bazen kalıcı bir yardım, bazen de geçici yardım şeklinde müdahalelerde bulunur. Dediğim gibi “Gücünün yettiğince” ve “Samimiyetle”…


2- Bazı Sözde Demokratik Haller Vardır Ki; Bunlar, Kapitalizmin Tüm Kurnazlıklarından Faydalanır:
Baskıcı yönetimlerde, yöneticiler baskılarına engelsiz bir şekilde devam edebilmesi için kurnazca ve sinsice davranışlar sergiler. Halkın deşarj olabileceği bazı alanlar yaratır ki, halkın kendilerine olan tepki ve bazı muhtemel reaksiyonlarını emebilsin ve böylece herhangi bir engelle karşılaşmasın. Bu deşarj alanın en önemli aygıtı ise sanattır. Sinema, skeç, tiyatro, mizah yazıları veya karikatür… gibi... (Belki itiraz edeniniz olur ama Londra’daki Hyde Park da buna örnek verilebilir.)

Geçim derdi olanların sayısı bu yönetim şeklinde birinci maddedekine göre daha fazladır. Yoksulların, sözlü isyanlarına göz yumulur. Yöneticiler, sanat aracılığı ile onları güldürülebilmesi için ve kendi lehine düşündürebilmeyi sağlayacak sanatsal ve bazı etkinlikler gibi alanlarda, suni ortamlar yaratır.
Sistem, onlara ‘sadaka verir gibi’ yardımlarda bulunur ve onları geleceklerine ilişkin ümit var bir hale sokar. Ucuz alkol tüketebilmesi için, meyhane ve benzeri yerleri –el altından- dizayn eder veya kaçak yollarla ülkeye sokulan (ki vergisiz olduğu için çok ucuzdur) alkol satışına göz yumar. Hatta resmi organlar aracılığıyla piyangolar düzenlenir. Kahvehane ve buna benzer umuma açık bazı yerlerde tombala ve benzeri kumar oyunlarına –el altından-  izin vererek onların kazanma hırsını nisbeten doyurma veya düzlüğe çıkma isteğine ‘sözde’ ışık tutar. Yani onları törpüler veya kumar borçları sebebiyle kendi derdine düşmesine zorlar.
Dini hassasiyeti (Her din için geçerlidir bu) olanları ise;
Şükürcülük,
Pollyannacılık,
Cennet, sabırlıların cenneti,
Cennet, fakirlerin cenneti,
Dünya, kötülerin dünyası,
Cehennem asilerin cehennemi… gibi argümanlarla hayata bağlar ve onlara geçici bir umut ve huzur pompalarlar.
Bu dediklerim, dikta yönetime benziyor olsa da, aslında dikta yönetimine doğru evrilme sürecinin ilk aşamasıdır. Diktatörlüğe evrilmeye müsait olduğu kadar, demokrasiye evrilmeye de müsait bir sistemdir. Bir ülkeye hâkim olmak, onu sömürmek, satın almak isteyen veya onu işgal etmek isteyen emperyalist ülkeler için kıvamında bir ülke halidir.

 

3- Daha Kötü Haller Vardır Ki:
Buradaki uygulamalarda, bir önceki başlıkta bahsettiklerimin (2. Madde) varlığının yanında, şunların da eklenmiş olduğunu görüyoruz:
Bazı seçkinler haricinde, hiç kimsenin, hiçbir alanda özgürlüğü söz konusu değildir. Baskı her alanda kendini gösterir.
Dinin de, sanatın da çerçevesi çizilmiştir. Kimlerin bu alanlarda uygulama yapabilecekleri, gayri resmi izin ve yönlendirmle belirlenmiştir. Halk, dinini öğrenmeyi ve sanatsal ihtiyacını doyurmayı, sadece bu birimler veya gruplar aracılığı ile gerçekleştirilebilecek bir hale getirilmiştir. Ve bu alanlar, yöneticilerin 'yönetmeye devam etmesini sağlayıcı olacak' şekilde güncellenir ve şekillendirilir.
Fakir ile zengin arasındaki uçurumlar daha belirgin bir hale gelmiştir. "Devlet Sadakası" sadece yandaşlara verilir. Ülkenin ‘fedakârları’ hatta belki de ‘lokomotif gücü’ yoksul kesimdir. Onlar çalışır, onlar savaşır, onlar şükreder, onlar alkışlar…

 

4- Dikta Yönetimlerde İse;
Herhangi bir politik oyun veya hileye gerek kalmadan sömürü gerçekleştirilebilir, Halk, bu sistemde hem sözlü ve hem de fiziksel açıdan tehdit altındadır. Halka verilen tek özgürlük “Dilediği yerde, dilediği şekilde ölme isteği” özgürlüğüdür(!) Her şeyi düşünmeye ve yapmaya özgürsün ama bunun bedelini en ağır şekilde ödersin(!)

***

TÜRKİYE BAHSETTİĞİM BU DÖRT DURUMDAN HİÇBİRİNİ YAŞAMIYOR. GERÇEK DEMOKRASİ DE BUNA DÂHİL!
Neyiz, bilmiyorum? Sanırım, demokrasi yolunda bir asırdır, cılız adımlarla "iki ileri, bir geri" bazen de "bir ileri, iki geri" giden bir ülkeyiz.
Türkiye olarak, Cumhuriyetin İlanından bu yana, arzuladığımız ülke tipi elbette ki; ilk cümlelerimde kısaca tarif etmeye çalıştığım ülke yönetim tipidir. Yani, gerçek demokrasi!
Ancak, her ne hikmetse; yaklaşık bir asırdır, arzuladığımız demokrasiyi bir türlü tesis edemiyoruz. Dış baskılar, dış kaynaklı provokasyonlar, darbeler, terör illeti, lider bazda yapılan yanlış hamleler, komşu ülkelerdeki anormal haller ve halkımızın okuma kültürünün neredeyse hiç olmayışı… gibi bize dışarıdan yaşatılan şeyler ve bizim sebep olduğumuz şeyler yüzünden bir türlü demokrasiyle kucaklaşamıyoruz. Belki gerçek demokrasi yolundayız ama bunu hala hayata geçirememişiz.


“Peki, gerçek demokrasiyi, bir gün yaşayacağımız ile ilgili  umudumuz olmalı mı?” diye sorsanız bana:
“Ülkesini seven, okuyan, bilinçli ve çalışma arzusuna sahip her halk ve devlet için Allah’tan umut var, olmaz olur mu?” derim.
Allah, tüm din ve mezhep ayrımcılığını terk etmemizi, kendi kardeşlerimize gösterdiğimiz ‘negatif milliyetçiliği’ ‘ayrımcılığı’… ülkemizden def etmemizi ve şiar bir toplum olmamızı, bize nasip etsin.
 AMİN!



Bu yazı 4465 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Tüm Yazılar İçin Tıklayınız

YAZARLAR
YAZILAR
Kemal Mustafa Akıncı
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI